Eğer şempanzelerin bilinçleri varsa, eğer onlar soyutlamalar
yapabiliyorlarsa, bugüne kadar "insan hakları" olarak tanımlanmış
şeylere de sahip olamazlar mı? Onu öldürmenin cinayet sayılması için,
şempanzenin ne kadar zeki olması gerekir? Misyonerlerin onu dine davet
etmeye layık görmeleri için başka ne gibi nitelikler göstermesi
istenmektedir?
Eğer sâdece kuşkucu olursanız o zaman hiçbir yeni düşünce size
ulaşamaz. Yeni hiçbir şeyi öğrenmezsiniz. Saçmalığın dünyaya hâkim
olduğuna inanan huysuz bir ihtiyar haline gelirsiniz .Öte yandan, saflık noktasında açık
olursanız ve içinizde bir nebze bile kuşkuculuk olmazsa o zaman yararlı
düşünceleri yararsız olanlardan ayırt edemezsiniz. Eğer tüm düşünceler
eşit derecede geçerli olsaydı o zaman kaybolurdunuz çünkü o zaman bana
öyle geliyor ki hiçbir düşünce artık hiçbir geçerliliğe sâhip olmazdı.
Bilim tarafından gözler önüne serilen evrenin muazzamlığını ön plana çıkaran eski veya yeni bir din,
geleneksel dinlere nazaran çok daha derin ve kuvvetli bir saygı, merak
ve huşu uyandırabilir. Er ya da geç, böyle bir din oluşacaktır.
Bilimde,
bilim adamlarının sıkça 'Biliyor musunuz, bu iyi bir argüman; benim
fikrim sanırım yanlış' dediğini duyarsınız. Ve sonra fikirlerini
değiştirirler ve onlardan artık eski bakış açısını bir daha duymazsınız.
Bunu gerçekten yaparlar. Olması gerektiği kadar sık yapmazlar, çünkü
bilim adamları da insandır ve değişiklik çoğu kez zordur. Fakat bilimde
her gün olur bu tür bir şey. Politikada veya dinde ise böyle bir şeyin
en son ne zaman olduğunu hatırlamıyorum bile.
Diğer hayvanları
köleleştiren, hadım eden, üzerinde deney yapan ve onlardan biftek yapan
insanların, hayvanların acı hissetmediğine dair anlaşılması kolay bir
eğilimi var. İnsanlar ve “hayvanlar” arasındaki keskin ayrım, eğer biz
hayvanları zerre kadar pişmanlık ya da suçluluk duygusu hissetmeden
irademize boyun eğdirmek, bizler için çalıştırmak, onları giymek, onları
yemek istiyorsak hayati öneme sahiptir. Hayvanlar fazlasıyla bizim gibiler.
Biyolojik evrimin yapıtaşı genler, kültürel evrimin ise fikirlerdir.
Bugünü anlamak için geçmişi bilmeniz gerekir.
Eğer tüm evrende yaşam sadece Dünya'da varsa, bu çok büyük bir yer israfı olurdu.
Eğer tüm evrende yaşam sadece Dünya'da varsa, bu çok büyük bir yer israfı olurdu.
Hangisi daha alçak gönüllüdür? Açık fikirle evrene bakan ve evren
bize ne gösterirse göstersin kabul eden bilim insanı mı, yoksa bu
kitapta yazan her şeyin mutlak gerçek olarak kabul edilmesi ve işin
içindeki tüm insanların yanılma ihtimalinin görmezden gelinmesi
gerektiğini söyleyen biri mi?
Bilim, sadece bir 'bilgi bütünü' olmaktan fazlasıdır; bir düşünme
biçimidir. İnsanların hata yapabileceğini açıkça kabul eden bir şekilde
evreni şüpheci olarak sorgulama yöntemidir.
Eğer ki bize bazı şeylerin doğru olduğunu iddia edenlere
otorite sahiplerinden şüphe duymamızı sağlayan şüpheci sorular sorma
becerisinde değilsek, bu durumda önümüze gelen ilk şarlatan politikacı
veya dindara kanmaya açık oluruz.
İnanmak istemiyorum, bilmek istiyorum.
Ateizm aptallıktan başka birşey değildir.
Kanıtın yokluğu yokluğun kanıtı değildir.
DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir,
elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinde yapıldı. Bizler,
yıldızların malzemesinden yapıldık.
Kişi inanmadığı şeylere inanır görünmeyi meslek haline getirecek
denli değer yitimine uğramış ve aklının saflığına tecavüz etmişse, her
türlü diğer suçu işlemeye de kendini hazırlamış demektir.
Muhteşem bir şey, bir yerlerde keşfedilmeyi bekliyor.
Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir.
Yanlış bir argümanın ilacı, daha iyi bir argümandır. Fikirlerin bastırılması değil.
Tarihin
en acı derslerinden biri şudur: Yeterince uzun zamandır aldatılmışsak,
aldatmacayı ortaya koyan her türlü kanıtı reddederiz. Gerçeği bulmakla
ilgilenmeyiz artık. Aldatmaca bizi kafeslemiştir. Tuzağa düştüğümüzü
kendimize bile itiraf etmek, son derece acı vericidir çünkü.
Buradan bakıldığında Dünya,
pek de dikkat çekecek gibi değildir. Ancak bizim için, durum farklıdır.
O noktayı yeniden inceleyin. O, Burası. O evimiz. Biziz! Üzerinde,
sevdiğiniz herkes, bildiğiniz herkes, duyduğunuz herkes yaşıyor. Var
olmuş tüm insanlar yaşamlarını orada geçirdiler. Keyif ve acının
toplamı. Türümüzün tarihindeki kendinden emin binlerce din, ideoloji,
ekonomik doktrin, her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak,
medeniyetin her yaratıcısı ve yıkıcısı, her kral ve köle, her aşık çift,
her anne ve baba, umutlu çocuk, mucit ve kaşif, her ahlaki öğretmen,
yozlaşmış her politikacı, her süperstar, her yüce lider, her aziz ve
günahkar burada yaşadı. Bir toz parçacığı üzerinde, bir ışık ışınına
gömülmüş halde...
Dünya uçsuz bucaksız kozmik arena içerisindeki ufak bir sahnedir. O generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini hatırlayın. Tüm bu kanlar, bu kişiler bir noktanın ufak bir kısmının şan ve zafer içerisindeki anlık efendileri olabilmeleri için aktı. Bu pikselin bir köşesinde yaşayanların onlardan ayırt dahi edilemeyecek, diğer köşesinde yaşayanlara yaptıkları sonsuz zalimlikleri düşünün. Yanlış anlaşılmaların sıklığını, birbirlerini öldürmeye ne kadar meraklı olduklarını ve öfkelerinin ne kadar hararetli olduğunu düşünün. Duruşumuza, hayal ettiğimiz şahsi önemimize, evren içerisindeki ayrıcalıklı bir konumda olduğumuz yanılgısına bu soluk ışık noktası tarafından meydan okunuyor. Gezegenimiz, onu sarmanlayan kozmik karanlık içerisindeki yalnız bir nokta. Sonsuz belirsizliğimiz içerisinde bizi kendimizden kurtarmaya gelecek birilerinin var olduğuna dair hiçbir ipucu bulunmuyor. Dünya, bildiğimiz kadarıyla yaşam barındıran tek gezegen. En azından yakın tarihimiz için, türümüzün göç edebileceği başka hiçbir yer yok. Ziyaret edebilir miyiz? Evet. Yerleşebilir miyiz? Henüz değil. Beğenin veya beğenmeyin, şimdilik, Dünya direnebileceğimiz tek yer.
Astronominin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de, ufak dünyamızın bu uzak görüntüsü, insan kibrinin ne kadar aşağılık olduğunu göstermenin en iyi yoludur. Bu, bana birbirimize daha iyi davranmamız ve gezegenimizi koruyup geliştirmemiz gerektiğinin önemli olduğunu anlatıyor. Bildiğimiz tek evi. Soluk mavi noktayı..
Dünya uçsuz bucaksız kozmik arena içerisindeki ufak bir sahnedir. O generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini hatırlayın. Tüm bu kanlar, bu kişiler bir noktanın ufak bir kısmının şan ve zafer içerisindeki anlık efendileri olabilmeleri için aktı. Bu pikselin bir köşesinde yaşayanların onlardan ayırt dahi edilemeyecek, diğer köşesinde yaşayanlara yaptıkları sonsuz zalimlikleri düşünün. Yanlış anlaşılmaların sıklığını, birbirlerini öldürmeye ne kadar meraklı olduklarını ve öfkelerinin ne kadar hararetli olduğunu düşünün. Duruşumuza, hayal ettiğimiz şahsi önemimize, evren içerisindeki ayrıcalıklı bir konumda olduğumuz yanılgısına bu soluk ışık noktası tarafından meydan okunuyor. Gezegenimiz, onu sarmanlayan kozmik karanlık içerisindeki yalnız bir nokta. Sonsuz belirsizliğimiz içerisinde bizi kendimizden kurtarmaya gelecek birilerinin var olduğuna dair hiçbir ipucu bulunmuyor. Dünya, bildiğimiz kadarıyla yaşam barındıran tek gezegen. En azından yakın tarihimiz için, türümüzün göç edebileceği başka hiçbir yer yok. Ziyaret edebilir miyiz? Evet. Yerleşebilir miyiz? Henüz değil. Beğenin veya beğenmeyin, şimdilik, Dünya direnebileceğimiz tek yer.
Astronominin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de, ufak dünyamızın bu uzak görüntüsü, insan kibrinin ne kadar aşağılık olduğunu göstermenin en iyi yoludur. Bu, bana birbirimize daha iyi davranmamız ve gezegenimizi koruyup geliştirmemiz gerektiğinin önemli olduğunu anlatıyor. Bildiğimiz tek evi. Soluk mavi noktayı..
Bizler gibi küçük varlıklar için enginlik ancak sevgiye doğru ilerledikçe elde edilebilir.
Kendinizi iyi hissetmenizi sağladığı sürece bir şeyin doğru olup
olmadığını umursamamak; cebiniz doluysa paranın nereden geldiğini
boşvermek kadar kötüdür.
Bilim bilgi kütlesinden daha fazlası; bir düşünme tarzıdır. Evrenin
kuşkuyla sorgulanma tarzıdır. Eğer şüpheci yaklaşmamak için otoriteye
kuşkucu sorular soramıyorsak o zaman tam bir kaos içindeyiz.
Kozmoloji bizi daha önce sadece mit ve din ile cevap verebildiğimiz
en gizemli sorularla yüz yüze getiriyor. Kozmos
ile bağlantı kurma
isteğimiz gerçeğe en derinden şekilde yansıyor, fakat bizler
astrologların vaat ettikleri gibi değersiz bağlarla değil, en derin
şekilde bağlıyız.
Biz kimiz? İnsandan
çok daha fazla sayıda galaksinin bulunduğu bir evrenin unutulmuş bir
köşesinin içine tıkılmış bir galakside kaybolmuş can sıkıcı bir yıldızın
önemsiz bir gezegenini mesken tutmuş insanlarız.
Tükenmek kuraldır. Hayatta kalmak istisnadır.
Bir yerde, inanılmaz bir şey bilinmeyi bekliyor.
Skeptik dikkatle incelemenin anlamı; hem bilimde hem de dinde, derin düşüncelerin derin saçmalıklardan ayıklanabilmesidir.
İnsanın tarihine daha geniş bir grubun üyesi bulunduğumuzun yavaşça farkına varılması olarak bakılabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder