Adalet olmadan düzen olmaz.
Ağın ilmiklerine takılmış bir balık gibi çırpınıyorum.
Ahlaka dair ne biliyorsam bunu futbola borçluyum. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.
Alçalmak, yükselmekten çok daha kolaydır.
Aslında zeki bir insan, bunu siz de pek iyi bilirsiniz, haydut olup
topluma sadece şiddetle hükmetmenin hayalini kurar. Bu da birtakım
romanlarda okuduğumuz kadar kolay olmadığından, genellikle siyasete
girilir, en zalim partiye koşulur. Aklımızı ayak altına alıyormuşuz, ne
önemi var, değil mi? Böylece dünyaya hükmedebildikten sonra... İçimde
zulümle ilgili tatlı hayaller buluyordum.
Aşılmaz bir duvarın önünde yaşamak köpekçe yaşamaktır.
Aşk, akıllı aptal demeden tüm insanlara bulaşan bir hastalıktır.
Ateşten ve yiyecekten yoksun bir insan için özgürlük, hiç de acelesi olmayan bir lükstür.
Bana her şeyi açıklayan öğretilerin aynı zamanda beni
zayıflatmalarının nedenini şimdi anlıyorum.
Kendi yaşamımın ağırlığından
kurtarıyorlar beni, oysa onu yalnız başıma taşımam gerek.
Basın özgürlüğü belki de özgürlük düşüncesinin giderek aşağılanmasından en çok acı çekmiş özgürlüktür.
Başardığımız her iş bizi köleleştirir, çünkü daha iyisini yapmaya zorlar
Başarı kolay elde edilir, zor olan başarıyı hak etmektir.
Bazılarının, sadece normal olmak için ne büyük çaba sarf ettiğini kimse fark etmiyor.
Ben dilimin sınırlarında nöbet beklerim.
Ben umutsuzluğu ve bu dertli dünyayı kabul etmeyerek, insanların birleşmesini ve kötü yazgılarına karşı savaşmalarını istiyordum
Ben, yurdumu, adaleti de severek, sevebilmek istiyorum. Kan ve yalan
pahasına kazanılmış olduktan sonra her türlü büyüklüğün onda
toplanmasını isteyemem.
Benim uğraşım, kitaplarımı yazmak, insanlarım ve halkım tehdit edildiğinde savaşmaktır. Hepsi bu.
Bilirsiniz ki; en zeki insanlar bile yanındakinden bir şişe fazla devirmekten şeref duyarlar.
Bir akşam, dalgın dalgın hoş bir kitabı karıştırırken, bir an bile
duraksamadan: 'Tutkulu ruhların çoğunda olduğu gibi, hayattaki inancının
tükendiği an gelmişti.' cümlesini okudum. Bir saniye sonra, cümle
içimde bir kez daha yankılanıyordu ve gözyaşlarına boğulmuştum.
Bir insan söyledikleri kadar söylemedikleriyle de insanlaşır.
Bir insanı sevmek, onunla birlikte yaşlanmaya razı olmaktır.
Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.
Bir kalıp düşünceyi işlemek, bir incelik üzerinde durmaktan çok daha
kolaydır. Benim için kalıp düşünceyi seçtiler: Ben de saçma oldum
kaldım...
Bir yapıtın kalbinde, orası karanlık bile olsa sönmeyen bir güneş parlar.
Bir yazarım. Ben değil kalemim düşünür, anımsar ya da kuşatır.
Biz yaşamımız boyunca kişiliğimizi biçimlendirmeyi sürdürürüz.Eğer kendimizi çok iyi tanısaydık, ölmemiz gerekirdi.
Bu dünyada en büyük suç, insanların taşıdıklarından kaçmak değilse nedir?
Bugün annem öldü veya dün, tam hatırlamıyorum.
Bugün karım öldü fakat neyse ki masamın üstü beni oyalayacak bir sürü evrakla dolu.
Bugünü anlatan yapıtların yazarları, duygu incelikleri, sevgi
gerçekleri üzerinde duracak yerde, yargıçlardan, mahkemelerden,
davalardan, suçlama yollarından başka bir şey görmüyorlar.
Pencereleri
dünyanın güzelliklerine açacak yerde, yalnızların sıkıntılarına açılmış
pencereleri kapıyorlar.
Bütün büyük olayların, büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır.
Büyük olmanın yolu da, deha gibi çalışma ve alınterinden geçer.
Çağdaş siyasi toplum, insanları mutsuzluğa düşürme makinesidir.
Çöl kalmadı artık. Ada kalmadı. Oysa gereksinimini duyuyoruz.
Dünyayı anlamak için, bazı bazı ona sırtımızı dönmemiz gerekir;
insanlara daha iyi yardım edebilmek için, bir an onları kendimizden uzak
tutmamız gerekir. Ama güç kazanmamız için zorunlu yalnızlığı, usun
toparlandığı ve gözüpekliğin ölçüsünün alındığı uzun soluğu nerede
bulmalı? Büyük kentler kaldı. Ancak, bunun için de bir takım koşullar
gerekiyor.
Dostlarım, şimdi ben size büyük bir şey söyleyeceğim. Sakın kıyametin kopmasını beklemeyin, o hergün kopmaktadır.
Dünya aydınlık olsaydı, sanat olmazdı.
Dünyadaki kötülüklerin çoğunun temelinde, başkasının varolan veya
olası sorunlarını görmezden gelmek yatar, iyi niyetli yaklaşımlar da
altyapıca yetersiz ise, kötü bir niyetinki kadar tahribata yol açabilir.
Dünyanın en eski mesleği "kendini satmak"tır. Bunu "fahişelik" ile karıştırmak da bir o kadar eski bir yanılgıdır.
Düşüncenin haline ağlamak boşunadır. Onun için çalışalım yeter.
Eğer tanrı olmasaydı, bir insan aziz olabilir miydi; bu benim bugün bildiğim tek samimi problemdir.
Evren insan için uyumsuzdur ve bilinemez.
Evrenimin gizi: İnsandaki ölümsüzlük isteğine kapılmadan Tanrı'yı düşlemek.
Felsefe, utanmazlığın çağdaş biçimidir.
Geceler sonsuz değildir.
Geleceğe yönelik gerçek cömertlik ,şu an mevcut olan herşeyden vazgeçmeyi içerir.
Gençlik kolay mutluluklar için parlak bir çağdır.
Gerçek umutsuzluk can çekişme, mezar ve uçurumdur.
Gölgesiz güneş yoktur ve geceyi tanımak gerekir.
Günü gününe kadınlar, günü gününe erdem ya da erdemsizlik, günü
gününe, köpekler gibi, ama her gün sağlamca yerinde duran kendim.
Böylece yaşamın yüzeyinde ilerliyordum, sözcükler içinde, hiçbir zaman
gerçek içinde değil. Tam okunmamış o kitaplar, tam sevilmemiş o dostlar,
tam gezilmemiş o kentler, tam sarılmamış o kadınar!
Haklı olma ihtiyacı, sıradan insanlara özgüdür.
Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.
Hayat bir şey değildir. İtinayla yaşayınız.
Hayat ve ahlak hakkında bildiğim her şeyi futboldan öğrendim.
Hepimiz öleceğimize göre, ne zaman ve nasıl olduğunun önemsizliği meydandadır.
Her şeye katlanabilirim, yeter ki içimde o yoğun ve coşkun yalımı duyayım.
Her şeyin anlamsız olduğunu söylediğimiz anda bile anlamlı bir şey söylemiş oluruz.
Her tür kesinliğe karşı, insanların öldürülmesinin sineklerin
öldürülmesi kadar gündelik sayıldığı şu anlamsız dünyayı tanıdığımızı
sakin
sakin yadsıyorlardı; şu sınırları iyi çizilmiş vahşiliği, şu
hesaplanmış çılgınlığı, şu ölüm kokusunu, öldürmediği herkesi
şaşkına
çeviren şu ölüm kokusunu, son olarak da
çeviren şu ölüm kokusunu, son olarak da
bir bölümü her gün bir
fırının ağzına yığılmış, yağlı kokular çıkararak havaya karışan, öteki
bölümü de güçsüzlük ve korkunun zincirlerine vurulmuş kendi sırasını
bekleyen şu şaşkına dönmüş insanlardan olduğumuzu inkar ediyorlardı...
Hiçbir sanatçı gerçekten vazgeçmez.
Hiçbir şey, büyüklük kadar sade değildir; çünkü sade olmak, biraz da büyük olmaktır.
Hürriyet, tarihin kaybolmayan tek değeridir.
İnancın yere düşerse silahın da yere düşer.
İnsan, kendi kendisinden saklamaya çalıştığı yanını sevmez.
İnsan, kendisine bir mânâ vermeye çalışan tek mahlûktur.
İnsan "ne ise o olmayı" reddeden tek yaratıktır.
İnsan da, yaşam da saçmadır; boşunadır, rastgeledir, sağlam hiç bir şey yoktur; ama yine de yaşamak gerekir.
İnsan da, yaşam da saçmadır; boşunadır, rastgeledir, sağlam hiç bir şey yoktur; ama yine de yaşamak gerekir.
İnsan hiçbir zaman tamamıyla mutsuz olmaz.
İnsan insan olmadığı sürece insanlar insan gibi yaşayamaz.
İnsan kendisi için gerçek ve mutlak olan mutluluğa yaşamı boyunca
yalnız bir kez erişir ve geri kalan tüm yaşamını bu mutluluğa tekrar
ulaşmaya adar.
İnsan otuzunda kendini avucunun içi gibi bilmelidir.Kusurlarının ve
niteliklerinin kesin sayısını,ne kadar uzağa gidebileceğini
bilmelidir,ilerideki başarısızlıkları öngörebilmelidir.Her ne ise o
olabilmelidir.Ve hepsinden önemlisi, bunları kabul edebilmelidir
İnsan söyledikleriyle değil, söylemedikleriyle insanlaşır.
İnsan tümüyle suçlu değildir çünkü tarihi o başlatmadı, ama tümüyle suçsuz da değildir çünkü tarihi sürdürdü.
İnsanı akıllı yapan tek şey nefrettir.
İnsanı savunuyorum, çünkü düştüğünü gördüm.
İnsanın eninde sonunda alışamayacağı bir düşünce yoktur.
İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir.
İnsanın parası varsa çalışmak zorunda kalmaz. Böylece zamanı satın
alır. Bu kalan zamanda da kendini mutlu
edebilecek şeyleri yapar. Yani
para mutluluğu satın alır.
İnsanlar için en ideal düzen, onların mutlu olduğu düzendir.
İnsanlara boyun eğdirmek isteyenin kulağı sağırdır.
İnsanlarla uzun süre yaşayamıyorum. Sonsuzluğun payından bana biraz yalnızlık gerek.
İspanya'da savaşan gönüllüler,bu savaşın anılarını yüreklerinde kötü
bir yara gibi taşımışlardır.Çünkü, insan, haklı
olduğu halde
yenilebileceğini, zorbalığın gayrete boyun eğdirebilecegini,bazen
cesaretin kendi kendisinin ödülü olmadığını İspanya'da öğrenmiştir.
Kelimeler torba gibidir, içine konan şeyin şeklini alır.
Kendine bir anlam arayan tek varlık insandır.
Kısaca, mahkum idamına manen yardım etmek zorundaydı.İşlerin kolayca yürümesi kendi
yararınaydı.
Kışın en soğuk zamanında, ben nihayet içimde yenemediğim bir yaz olduğunu öğrendim.
Korkunç bir bırakılmışlık duygusu. Dünyanın bütün varlıklarını göğsüme sarsam bile, kendimi hiçbir
şeyden koruyamazdım.
Kötülük cehaletten gelir.
Merhamet faydasız olunca, insan ondan bıkar usanır.
Mutluluk, bizi zorlayan kadere karşı kazanılan zaferlerin en büyüğüdür.
Mutluluk şansı olmasaydı, adaletin hali ne olurdu.
Ne Faust ne Don Kişot birbirini yenmek için yaratılmamışlardır; ve sanat dünyaya kötülük etmek için icat edilmemiştir.
Nerede edebiyat varsa, orada umut da vardır.
Ölüm de serindir, gölgesinde hiçbir tanrı barınmaz.
Ölüm bir istatistik ve devlet işi oldu mu, dünya işleri artık iyi gitmiyor demektir.
Ölüm korkusunu aşmadıkça insan için özgürlük yoktur. Ama intihar ile
değil. Bu korkuyu aşmak için
kendini bırakmamak gerekir. Hiç burukluk
duymadan, korkmadan ölebilmeli.
Önümden gitme seni izleyemeyebilirim, arkamdan da gelme yol gösteremeyebilirim; yanımda yürü ve yalnızca dostum kal.
Özgürlük gelecek umudu değildir. O, şu 'an'adır ve insanlarla ve şu andaki dünyayla uyumludur.
Polemik yüzünden çoğumuzun gözünü perdeler bürümüş, artık insanlar arasında değil bir gölgeler
dünyasında yaşıyoruz.
Politika için yaratılmadım. Çünkü hasmın ölümünü istemekten ya da kabul etmekten acizim.
Politika ve sanat dünyanın düzensizlikleri karşısında başkaldırmanın iki ayrı yüzüdür.
Resmi tarih oldum olası büyük katillerin tarihidir. Kabil, Habil'i
bugün öldürmüş değil, ama bugün Kabil, Habil'i
akıl uğruna öldürüyor ve
onur madalyası istiyor.
Sadakat uçurumdur, sadakatsizlik hiçlik.
Sanat, sanatçıyı insanlardan ayrılmamaya zorlar.
Sanat bence en büyük sayıda insanı ortak acılar ve sevinçlerle coşturacak görüntüleri, biçimleri
bulmaktır.
Sanat hem bir coşma, hem de bir yadsıma işidir.
Sanat zorbalığa karşıdır.
Sanatçı başkalarının katlandığı acıları uyuşturmasın içinde.
Sanatçı tanımı gereği, bugün tarihi yapanların buyruğuna girmez.
Sanatçı yalanla ve kötülükle uzlaşamaz.
Sanatçılar yaşamdan yanadırlar ölümden yana değil.
Sevmenin sınırı olamaz.
Sözün gelişi 'dostlarım' diyorum, dostum yok artık, sadece suç
ortaklarım var. Onların da sayısı pek çoğaldı, bütün insanlar suç
ortağım benim. En başta da siz geliyorsunuz. Kim yanımdaysa birinci
odur.
Suç ve Ceza'yı okuduktan sonra , ilk kez , yeteneğim hakkında bir kuşku duydum. Ciddi olarak , bu işten vazgeçme ihtimalini ölçüp tarttım.
Şerefini bir yana bırakan inkılap, bu duygunun egemen olduğu kaynaklarına ihanet etmiş olur.
Tarih insanların, düşlerin en aydınlık olanlarını gerçekleştirmek için giriştikleri umutsuz bir çabadan
başka bir şey değildir.
Tarihsel mutlakıyet yeterli değil, etkilidir, gücü elde etmiş ve
elinde tutmuştur. Güç sahibi olur olmaz, tek yaratıcı gerçekliği yok
etmiştir.
Telgraflar bizim tek kaynağımız olarak kaldı. Akıl, yürek ve tenle
birbirine bağlanan varlıklar, on sözcüklük bir telgrafın büyük
harflerinde o eski birlikteliğin işaretlerini arayacak hale geldiler....
Ya tüm çırpınmalarını aşan daha yüksek bir anlamı vardır bu dünyanın, ya da bu çırpınmalardan başka hiçbirşey gerçek değildir.
Ya tüm çırpınmalarını aşan daha yüksek bir anlamı vardır bu dünyanın, ya da bu çırpınmalardan başka hiçbirşey gerçek değildir.
Ya zamanla birlikte yaşar ölürsün, ya daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkarsın.
'Yabancı' saçmanın karşısındaki insanın çıplaklığını gösterir.
Yaratıcı olarak ölümün kendisine hayat verdim. Ölmeden önce yaptığım şey bu.
Yaşama umutsuzluğu yoksa yaşama aşkı da yoktur.
Yaşamak kendi başına bir değer yargısıdır. Nefes almak ise; yargılamaktır.
Yaşamanın tadını çıkarmaktan korkana aptal derim.
Yazar, sanatını büyük yapan şu iki görevi yüklenmelidir; gerçeği ve özgürlüğü.
Yazarlık sanatı korunması güç olan şu iki ödeve bağlı kalacaktır;
bile bile yalan söylememek ve insanın insanı ezmesine karşı koymak.
Yazılan her şey yaşanamaz, ama insan bunu yapmayı deneyebilir.
Yirminci yüzyılımız korku çağıdır. Diyeceksiniz ki korku bir bilim değildir, ama bu korkuda bilimin payı var.
Zamanımdan ayrılamayacağımı anlayınca, onunla birleşmeye karar verdim.
Yorumlar
Yorum Gönder